Poyrazköy Davasında Sanık Savunmasında Kardak krizi sırasında bugüne kadar gizli kalmış bir olayı anlattı

Usta 14 Temmuz 2010 0

Poyrazköy davasının tutuksuz sanığı Mustafa Turhan Ecevit’in, “Poyrazköy’de ele geçirildiği ileri sürülen mühimmatlarla bir ilgimiz yok. Zira olsaydı kazı yapılmadan önce 24 saat içinde bunları imha edebilecek eğitimimiz var.” sözü dikkat çekti. Sanık Feyyaz Öğüçtü de Kuzey Deniz Saha Komutanlığı yaptığını ve SAT Grup Komutanlığının kendisine bağlı olduğunu belirterek önlemler almaya çalıştığını söyledi. Ancak, Mahteme Başkanı Oktay Kuban’ın, “Sonra konuşursunuz.” diyerek söz vermemesi nedeniyle Öğütçü’nün tam olarak ne demek istediği anlaşılamadı.

Amirallere Suikast ve Kafes eylem planı ile ilgili olarak yürütülmekte olan iki davanın, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Poyrazköy davasıyla birleştirilmesinin ardından üç davanın tek dosya altında görüldüğü ilk duruşma yapılıyor.

Duruşmaya tutuklu sanıklar emekli Deniz Binbaşı Levent Bektaş, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı‘nda görevli Yarbay Ercan Kireçtepe, Binbaşı Erme Onat, Binbaşı Eren Günay, emekli SAT komandosu Ergin Geldikaya, Teğmenler Faruk Akın, Sinan Efe Noyan, Alperen Erdoğan, Burak Düzalan, Yakup Aksoy, Tarık Ayabakan ile eski Kuzey Deniz Saha Komutanı emekli Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütcü de aralarında bulunduğu 25 tutuksuz sanık katıldı.

Müdahil Agos Gazetesi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Aris Nalcı’nın avukatlarının hazır bulunduğu duruşmaya, Güney Deniz Saha Komutanı Koramiral Kadir Sağdıç ile Tuğamiral Mehmet Fatih İlgar’ın da aralarında bulunduğu 33 tutuksuz sanık ise gelmedi.

Duruşmanın başlamasıyla birlikte sanık Feyyaz Öğütçü, “İddia edilen olaylar SAT Grup Komutanlığı ile ilgili. 2007 yılında Kuzey Deniz Saha Komutanı olarak görev yaptım. SAT Grup Komutanlığı da bana bağlıydı. Önlemler almaya çalıştım. Kabul ederseniz önce ben konuşayım.” dedi. Ancak Mahkeme heyetine başkanlık eden Oktay Kuban’ın, önce sanık savunmalarının alınacağını belirterek söz vermemesi nedeniyle Ögütçü’nün “önlemler”den neyi kastettiği tam olarak anlaşılamadı.

Tutuksuz sanıklardan Mustafa Turhan Ecevit, savunmasında dava dosyasına delil olarak konulan belgelerin, bilirkişi raporlarıyla çürütüldüğünü iddia etti. Ecevit, Delil klasörlerinde kendisiyle alakalı bazı telefon görüşme tapelerinin de bulunduğunu belirterek, “Askeri personel ile yaptığım görüşmeler tamamen mesleki içerikli görüşmelerdir. Diğer görüşmeler ise özel görüşmelerimdir.” dedi.

Davada hücre tipi bir örgütlenme olduğunun iddia edildiğini belirten Ecevit, “Böyle bir örgütün lideri bile olsa, hücre yapılanmasının ayrıntılarını bilmek mümkün değildir.” dedi. Ecevit, SAT komandolarının seçkin ve eli silah tutan kişiler olduğunun bilindiğini belirterek bu kişilerin, TSK‘yı yıpratmak için davaya dahil edildiklerini savundu.

Mühimmat ele geçirilen Poyrazköy kazılarının yapıldığı yerde ağaçlara çivi çakmak gibi ilkel yer belirleme yönteminin kullanılmasını da eleştiren Ecevit, “Oysa günümüzde uydular aracılığıyla nokta tespitleri yapabilen GPS cihazları mevcuttur.” diye konuştu. Ecevit’in, “Üstelik eğer bu bulunduğu ileri sürülen mühimmatla bir alakamız olmadığı da aşikardır. Zira istesek o malzemeleri 24 saat içinde imha edebilecek eğitimimiz var.” sözleri dikkat çekti.

8 Ocak 2010 tarihinde tahliye olduğunu hatırlatan Ecevit, kaçmadığını, kaçmayacağını ve tutuklu olan diğer sanıkların da tahliye olmaları halinde aynı şekilde davranacaklarını söyledi. Sanık Ecevit, kazı bölgesinden kendileri aleyhine herhangi bir parmak izi, svap izi ve görgü şahidi olmadığı gibi Gömü işlemlerinin ne zaman yapıldığının da belli olmadığını söyledi.

Levent Göktaş‘la 30 kez telefon görüşmesinin görüldüğünü ancak bunun doğru olmadığını belirten Ecevit, Göktaş’ı ismen bildiğini ancak hiçbir zaman tanışmadığını ve bir arada bulunmadıklarını savundu. İddia makamının delillerinin bilirkişi raporlarıyla çürütüldüğünü öne süren Ecevit, eğitimi ve hayat tarzı ile örtüşmeyen suçlamalara maruz kaldığını söyledi. Ecevit, ihbar mektuplarını yazan kişilerin kendi içlerinden olduğunu ifade etti.

VADİYİ HER ZAMAN KULLANIRIZ

Savunmasını tamamlamasının ardından sanık Ecevit’in çapraz sorgusuna geçildi. Mahkeme başkanı Oktay Kuban, “Poyrazköy Keçilik’te yapılan kazıda 3017 mermi bulundu. Çeşitli menşeilerde çok sayıda mühimmat var. O bölgede en son ne zaman görev yaptınız?” diye sordu. Ecevit, 18 Nisan 2009’da yurt dışı görevine çıkana kadar orada eğitim yaptıklarını belirterek, “O bölgede her zaman eğitim yaparız, vadiyi her zaman kullanırız.” diye cevap verdi.

Hakim Kuban, “Bulunan mühimmatlar sizin kullandıklarınızdan mı?” diye sordu. Ecevit, bu konuda bilgisi olmadığını belirtti. Kuban bu kez, “Ele geçirilen mühimmatlarla sizin silahlarınız uyuşuyor mu?” diye sorunca Ecevit, bazılarının uyuştuğunu kaydetti.

Savcı Ahmet Nuri Saraç, Ecevit’e, “Oğuz isminde bir subayın yaşadığı sorununu açıklarken konuştuğunuz Levent Bektaş sorun yaşanan kişiyle ilgili ‘bizden mi?’ diye soruyor. Siz de ‘bizden değil’ diyorsunuz,’bizden’ demekle neyi kastediyorsunuz?” diye sordu. Ecevt, sınıf arkadaşı olanlar için bu tanımı kullandıklarını anlattı. Savcı, Deniz Kuvvetleri’nde aynı sınıfta olmayanlar arasında çatışma olup olmadığını sordu. Ecevit, kendi sınıflarında olanlarla aralarının iyi olduğunu kaydetti.

Savcı Saraç, “Kendi sınıfınızda olan herkesi korur musunuz?” diye sorunca Ecevit, arkadaşlarını koruduğunu ancak herkesle iyi anlaşmadıklarını söyledi. Hakim Mehmet Karababa da, “Bilirkişi raporuna göre, Poyrazköy’de ele geçen cephanelik İbrahim Şahin grubunda ele geçenle aynı menşeili. Neden SAT Komutanlığı’na ait cephane değil de başka komutanlıklara ait mühimmat gömülmüş olabilir?” diye sordu. Ecevit, SAT Grup Komutanlığı’ndan cephane çıkarmanın zor olması nedeniyle böyle olabileceği cevabını verdi.

Ecevit’in çapraz sorgusunun ardından tutuksuz sanık Albay Ali Türkşen’in savunmasına geçildi.

Ecevit’ın ardından tutuksuz sanık Albay Ali Türkşen savunmasına Namık Kemal’in “Düşmek üzere yıldırım ekser mualla tak arar, herkese gelmez bela erbabı istihkak arar” dizeleriyle başladı. Bağlı olduğu tek örgütün Türk Silahlı Kuvvetleri olduğunu kaydeden Türkşen, “Bu davada ‘TSK‘nın içinde hainler, emniyette işbirlikçiler vardır ve bunun yargıya ne kadar işlediğini ise yapılacak yargılamanın sonunda göreceğiz’ der hale geldik” dedi.

KARDAK KRİZİNDE TİM KOMUTANIYDIM

1990-1997 yılları arasında SAT Grup Komutanı olarak görev yaptığı sırada iki önemli görevde yer aldığını söyleyen Türkşen “Bu görevlerde yer almakla iyi mi yaptım, kötü mü yaptım bilmiyorum. Ancak bugün buraya getirdiler. Hayatta bazı şeyleri eksik yapsaydık, bugün burada olmazdık. Burada olmaktan hiç üzülmüyorum. İnanıyorum ki, bu davanın sonunda beraat edeceğiz. Sadece ailelerimiz yıprandı. Yer aldığım ilk görev 1993 yılında 14,5 ton uyuşturucu yüklü gemi Lucky-S’e el konulmasıdır. İkinci olarak ise, Kardak krizinde adaya çıkan timin komutanıydım. Her iki olayda da tek bir mermi kullanılmadı” dedi. Dönemin komutanı Özden Örnek’in verdiği emir doğrultusunda Kardak çıkarmasına ilişkin hazırladığı hatıratı mahkemede gösteren Türkşen, hatırattan bir bölüm okudu.

KARDAK’A GİDECEK BOTUN BENZİNİNİ KREDİ KARTI İLE ALDIK

Türkşen şunları söyledi:
“Buradakilere baktığınızda terör örgütü şüphelisi olarak görebilirsiniz ama ben Ercan Kireçtepe’ye bakınca Kardak’a gidecek botun benzini olmadığı için kredi kartıyla benzin alan kişiyi görüyorum. O bayrak oradan gidecek diye 3 saat içinde benzini alıp ekmek arası peynir yaparak oraya gittik. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller, dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya’yı arıyor. O da bizi aradı. Ben nasıl ‘Komutanım benzin yok’ diyeyim. Şimdi ise burada terör örgütü üyeliğinden yargılanıyoruz.” Türkşen mahkeme heyetine Kireçtepe’nin kullandığı kredi kartının 1996 yılına ait 16 lira 73 kuruşluk fişini gösterdi.

Türkşen’in, konuşması esnasında sanıklar ve salondaki izleyicilerden bazıları ağladı. Ağlayanlar arasındaki Feyyaz Öğütçü, gözyaşlarını gizlemek için güneş gözlüğü taktı. Mahkeme Başkanı Oktay Kuban, duruşmaya 1 saat ara verdi. (Cihan Haber Ajansı)

Leave A Response »