Bir Tebessümüne Gönüller Hasret…

“Aslında sevgi sanıldığı gibi nefretin karşıtı değildir. Belki onu da kuşatarak benliğine sindirir…” (Hz. Mevlana)
Sevginin sahibinden aldığım güçle sevginin membaına yöneliyorum… Adımlarım gayrı ihtiyari hızlanıyor, durduramıyorum… Yürüdüğüm her zamanki yol ancak her zamankinden farklı hislerle ilerliyorum… Ben miyim zamana direnen, yoksa zaman mı direncimi bileyen? Bilemiyorum…

Bazen rüzgâr ile rüzgâr olup esmek istiyor gönlüm!

Sevgiden gayrı her ne varsa dilimde; iterek bir köşeye, esmek ‘yeşil sarık’ uğruna akıtılan kanların kurumadığı topraklara… Seni bulmak, yarenin olmak; hüzünlü dünyana dalıp gül yanığı yanaklarında kim bilir kaç zaman sonra ilk kez açan gamzelerinin şahidi olabilmek adına… Bizi ‘en ziyade kardeşten daha ziyade kardeş’ edasıyla birleştiren Rabbimizin yüreklerimize ta ezelden ektiği tohumların ‘gül’ler açışıyla mesrur; ancak bu sevgi gülleriyle, zulüm ateşiyle kavrulan dünyamızın gülistana dönebileceği gerçeğini haykırmak adına… Rüzgâr olup esmek istiyor gönlüm!

Bazen yağmur damlalarıyla beraber düşmek istiyor yüreğim!

Kırılıp dağılmaktan emin bir inişle, Rahim ve ‘tekbir’ olanın (cc) tecelli-î; kardelenlerin, kurumaya yüz tuttuğu özgürlük beldelerine! Taşına, çatlamış toprağına her değişinde; Allah, Allah nidalarıyla inletmek yerini ve göğünü, mahzûn dünyanın… Karanlıklara mahkûm edilmek istenen gönül mahzenlerinde; sevgi meşaleleri yakmak, zulüm ateşini söndürmek adına… Kurumuş toprağını emzirmek; rahmetin damlalarıyla… Kana kana… Yağmur olup yağmak istiyor yüreğim!
Bazen taze bir gelin edasıyla muştular uçurmak istiyor kalbim!

Kadir-i Zülcelal’in (cc) nehyinde her ne varsa bohçamda; takas ederek gitmek, kan, gözyaşı ve şanlı direnişin hiç bitmediği, tükenmek bilmediği ‘can pazarları’na! Baharı yaşamak için kışa sabretmek gerektiği hakikatini dillendirmek, çetin bir kıştan sonra gelecek doyumsuz bir baharı müjdelemek ve sevgiden güller dermek adına… Yüzündeki tebessüm olmak, acına, hayranı olduğum azmine ortak; hüzünlü gözlerinin gözbebeği olabilmek adına… Bir gelin saflığında, yaşam gergefine, umud nakışları işlemek umuduyla; düğün-dernek kurulsun istiyor kalbim!

Bazense bir damla gözyaşı olup akmak istiyor yüreğim; yüreğine!

Yüreğinde yeşermek adına… Belki; yüreğinde yeşermekte olan gülfidanlarını sulamak, gönlünün yangın düşmüş dehlizlerini hiçbir karşılık beklemeksizin sunduğum/sunacağım sevgiyle serinletmek umuduyla… Allah (cc) yolunda yitirdiğin her şeyin ve o uğurda kurban ettiğin her can’ın en bereketli nimet ve en güzel kazanç olduğunu fısıldamak için kulağına, usulca… Cihan-ı Yarı Güzin’in (sav); “Kardeşinin uğradığı felâketi sevinçle karşılama! Allah onu rahmetiyle o felâketten kurtarır da seni derde uğratır.” Öğüdünden nasipdâr olarak, hicran yarası yüreğine değip hüznünü, yasını silebilmek için, damla damla… Gayrı ‘ağlama, üzülme’ diye gözyaşın olup akmak istiyor yüreğim!

Bir kelebek edasında konmak istiyor gönlüm; gönlüne!

Âlından, yeşilinden serpiştirmek, gönlünü ‘yeşil’e bezemek adına… Bir tek söz olup; kalbinde, dilinde boy vermek… Andığın olmak yürekten; ellerini semaya her açtığında… Bir tek sözcük olmak, içinden gelen sımsıcak; ‘kardeşim’… En Sevgilinin (sav) gönüllerimize emrettiği gibi; “Vallahi iman etmedikçe cennete giremezsiniz… Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız…”

Sevgi ki; özgürlüğün dikenli yollarında birlikte ilerlemek adına birleştirilen gönüllerimizi, El Vedud ismi azâmı tecellisiyle, vahdete erdirecek bir cebrî duygu…

Sevgi ki; Rabbi Rahim’in, “(O müşriklerden olmayın ki;) Onlar dinlerinde fırkalara ayrıldılar, gurup gurup oldular. Ve her gurup kendinden olanla ferahlanır.” (Rum /32) ikazına muhatap olmama adına, gönüllerimizi ifrattan koruyacak bir sıcak duygu…
Sevgi ki; dili, ırkı ve rengi her ne olursa olsun, iman sahiline varma adına her ne vasıtaya binmiş olursa olsun, hiçbir ayrım olmaksızın ‘imana susamış gönülleri’ tek berrak kaynağa, İslam’a ulaştıracak bir ulvi duygu…
Ve sevmek!

Sevmek ki; rızaya ermek…

Rabbi Rahim’in; “İnananlar ancak kardeştir!” (Hucurat/ 10) hitabının sırrı gölgesinde birleşmek, yekvücut olmak ve biri diğerinin kusurunu örtecek mahiyette, kardeşlik algısını özümsemek…

Sevmek ki; teslim olmak…

“Size birbirinizi seveceğiniz bir şeyi haber vereyim mi? Aranızda selamı yayın…” buyuran Resul-ü Zişan’ın (sav) öncülüğünde; taşlaşmış sineleri galeyana getirip mana âlemlerine dalmak, cuş-u huruşu yaşamak ve yaşatmak…
Sevmek ki; Peygamberlere, şehidlere, sıddıklara komşu olmak…

“Allah’ın kulları arasında öyle kimseler vardır ki, Peygamber ve şehid olmadıkları halde, Kıyamet günü’nde Allah nezdinde ki mevkileri sebebiyle Peygamberler ve şehidler de onlara gıpta edeceklerdir. Onlar; aralarında akrabalık olmadan ve alış-veriş münasebeti bulunmadan Allah sevgisi ile birbirlerini sevenlerdir. Allah’a yemin ederim ki onların yüzleri nurdur ve kendileri nurdan yaratılmış minberler üzerindedirler. İnsanlar korktuğu zaman onlar korkmazlar, insanlar hüzünlü oldukları zaman da onlar hüzünlü olmazlar.” (Hz. Muhammed Mustafa aleyhi salât u vesselam)

O haşyetli, azabı çetin günde; birbirlerine düşman olmayan dostlardan olma duasıyla!
Elif Yüksek / Nisanur Dergisi / Ocak-Şubat 2012

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir