Sohbet bahane Yemekler Şahane

Sohbet bahane Yemekler Şahane

Yemekler sohbet bahane şahane

Otizmlilerin yapabileceklerinin sınırları olmadığını gözlerimizle gördük. İşte kimi zaman gülüp kimi zaman hüzünlendiğimiz, bolca şaşırdığımız bir mutfak sohbetinin perde arkası…

Canberk, Rabia ve Anıl başardıkları ile herkese ilham veriyorlar. Rabia tam 23 enstrüman çalabiliyor. Dahi çocuk Canberk adeta elektronik bir beyin gibi… Anıl’ın fotografik hafızası çok iyi. Gördüğü bir şeyi asla unutmuyor. Bu üç yakın arkadaşın ortak noktası ise müzik. Üç kişilik dev bir orkestra gibiler… Biz de Canberk, Rabia, Anıl ve şefimizle birlikte mutfağa girdik. Birbirinden lezzetli yemekleri pişirmek için işe koyulduk. Beşimiz arasında en şanslı olan benim. Çünkü görevim sadece sohbet edip yemekleri tatmak. Şefimiz Berk İlter, biz gelmeden tüm düzeni kurmuş. Çocukların hangi yemekleri sevdiğini öğrenerek ona göre bir menü hazırlamış. Canberk cookie, Rabia Sezar salata, Anıl ise pizza seviyor. Mutfağa girer girmez herkes sevdiği yemeğin malzemelerine yöneliyor. Rabia marulları özenle kesmeye koyuluyor. Anıl tavukları doğruyor, Canberk’in gözü ise çikolatalarda… Şefimiz Berk, tüm şefkati ile yemeklerin nasıl yapılacağını anlatıyor. Canberk, Rabia ve Anıl durumu öyle güzel kavrıyor ki, ilk olarak pizza hamurunu yoğurmaya başlıyorlar birlikte. Mutfakta olmaktan keyif aldıklarını seziyorum. Sohbeti başlatan Rabia oluyor: “Biliyor musun ben 23 enstrüman çalabiliyorum” diyor. Şaşırıyorum. Şaşkınlığımı fark eden Rabia’nın annesi Canan Aytek hemen anlatmaya başlıyor: “Rabia, İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nde Türk Musikisi Bölümü okuyor. Türkiye’de bir devlet üniversitesinin Türk musiki bölümüne yerleşen ilk otizmli. Birinci sınıfta ve oldukça başarılı bir öğrenci. Rabia’nın çamaşır makinesinin dönüşünü seyrettiğini ve bunu seyrederken ritmik bir şekilde sağa sola sallandığını fark ettim. Sanki beyninin içinde bir müzik çalıyordu ve Rabia ona eşlik ediyordu. Yanına bir metronom koydum ve hiç ritm kaybetmediğini fark ettim. Sekiz yaşındaydı. Yeni konuşmaya başlamıştı. “Rabiya hangi müzik aletini çalmak istersin?” diye sordum, direkt ‘gitar’ dedi. 23 ENSTRÜMAN ÇALIYOR Gitar derslerine başladı. İlk konser provalarına kadar Rabia eline gitar bile almadı. Provalarda enteresan bir şey oldu ve konserde çalınacak 25 şarkıyı birden ezbere çalıp söylemeye başladı. Sahnede müthiş bir başarı gösterdi. Ardından keman, piyano ve şan derslerine başladı. Kızımın algısı açılmışken sınırının nereye gideceğini merak ettim. Onlar hasta değil bizden daha güçlüler. Kapasiteleri çok fazla. Ben Rabia’nın kapasitesini doldurduğum için öfke nöbetlerimiz, hırçınlıklarımız minimum seviyesinde. Rabia zamanla kanun, ud , bağlama, çello çalmaya da başladı. Şimdi 23 enstrüman çalabiliyor. Ancak 23 enstrümanı çalmasının Rabia’ya bir faydası yok. Öğretmenleri ile konuşup üç enstrümanda uzmanlaşmasının ona daha faydalı olacağına karar verdik.” ERDOĞAN’I ÇOK SEVIYORUZ Rabia hamur yoğururken birden lafa giriyor: “Normal insanlar da müzikle ilgilensin. Engelli arkadaşlarımın farklı farklı yetenekleri vardır. Yeteneklerinin üzerine gitsinler” diyor. Canberk: “Recep Tayyip Erdoğan da efsane bir isimdir. Sanatseverliğini ve vatanseverliğini seviyorum. Bu vatanın evladı. Konuşmalarını, mitinglerini kaçırmıyorum. Meclis konuşmalarını da dinliyorum. Kendisiyle el sıkıştık. Çok farklı bir buluşmaydı. Çok heyecanlandım” diye devam ediyor. Rabia: “Erdoğan beni tanıyor, kemanlı Rabia dersen hemen ben olduğumu anlar” diyor. Canberk: “Erdoğansız olmaz. Külliye’ye gidip ona şarkı söylemek isterim. Barış Manço’nun şarkılarını söylerim hatta. Erdoğanla düet bile yaparız. Bateri de çalarım” diyerek karşılık veriyor. Rabia: “Üçümüz konser veririz” diye plan yapıyor. Ses çıkarmadan hem yemek yapışlarını hem de muhabbetlerini dinliyorum. Üçünün uyumu, aralarındaki ritm ve neşe beni çok etkiliyor. Anıl: “Pizza yemeyi seviyorum ama yapmasından da hoşlandım” diyor. Gözlerim bizi uzaktan izleyen anne ve babalarına çevriliyor. Gözler nemli ama gururlular. Bu çocukların bu denli yol almalarının asıl kahramanı onlar. Anıl’ın babası Nihat İpek, oğluyla bire bir ilgileniyor. Eşiyle sorumluluğu paylaşmışlar. Anıl’ın evlerinin neşesi olduğunu söylüyor: “Anıl dört yaşındayken otizmle tanıştık. O günden beri devamlı eğitimle belli bir seviyeye getirdik. İlgilenmezseniz hemen kendi içine kapanıyorlar. İki buçuk yaşında okuyup yazıyormuş. Biz bunu altı yaşına geldiğinde fark ettik. Mikrofonu eline verip şarkı ismini söyleyin hemen söylemeye başlar. Bir müzik parçasını bilgisayarla 40 farklı parçaya bölüyor. Nasıl yapıyor anlamıyoruz. Org almıştım ona. İki gün sonra orgu çalmaya başladı, inanamadım. Abileri bilgisayar başında çok zaman geçirmesini engelleyemeyince şifre koyuyorlar. Yarım saat sonra bir bakıyorlar çözüp açmış bilgisayarı.” Zamanın nasıl geçtiğini hiç birimiz anlamamışken, yemekler pişiyor bile. Bize harika bir sofra hazırlıyorlar ve teker teker yemeklerden tadıyoruz. İnanın, hepsi enfesti. İsteyince nelerin yapılabileceğinizn en güzel kanıtı Rabia, Canberk ve Anıl… Onları ve ailelerini tanımak bana umut veriyor. Hayatla her şeyin sevgi ile ilerleyeceğinin en büyük kanıtı oluyorlar. MUTFAK DA BİR ORKESTRA GİBİ İsviçre Luzern’de Business&Hotel Managment School’da okuyan şefimiz Berk İlter ileride ne kadar başarılı olacağını burada gösteriyor: “Bu güne kadar bire bir otizimli arkadaşlarla böyle bir deneyimim olmamıştı. Önce onlarla yemek yapabilir miyim diye düşündüm. Sonra neden olmasın dedim. Çünkü otizimli arkadaşlarım sanatla uğraşıyorlar, müzik yapıyorlar. Ekipçe çalışmayı biliyorlar. Mutfak da aslında bir orkestra gibi. Şefi, yardımcı ekibi var. İyi ki böyle bir deneyim yaşadım” diyor. BAHÇEDE MÜZİK ŞÖLENİ Yemeklerimizi yedikten sonra Rabia, Canberk ve Anıl bize mini bir konser verdi. Şarkı söylerken sahnede devleşti her biri… Onlarla eğlenmemek, onlara hayran olmamak mümkün değil. Ailelerin söylediği gibi bu çocuklar çiçek gibi. Onlarla ilgilenip kapasitelerini farkedip besleyince etrafa mis gibi koku yayıyorlar. Hayatı binbir renkleri ile bahçeye çeviriyorlar.