11 yaşında dünya matematik şampiyonu oldu: Akıllı telefonum yok, eksikliğini hissetmiyorum

MARMARİS- Kanada’daki Brock Üniversitesi her yıl Uluslararası Caribou Matematik Yarışması isimli bir yarışma düzenliyor. Bu yarışmanın özelliği, dünyanın en büyük online matematik yarışması olması. 35 farklı ülkeden çocukların katıldığı yarışma yılda altı defa yapılıyor. 2, 3-4, 5-6, 7-8, 9-10, 11-12. sınıf kategorilerinde, İngilizce, Fransızca, Çince ve Farsça gibi dillerde yürütülüyor. Bu yarışmanın en önemli farkı, öğrencilerin severek matematik yapmalarını, problem çözmeye yönelik keyifli vakit geçirmelerini ve analitik düşünme becerilerini kullanabilmelerini amaçlaması.

Öğrencilerin, üst düzey düşünme ve problem çözüm becerilerini kullanmalarını gerektiren bu organizasyonun ekim ayı yarışmasında şampiyon Türkiye’den çıktı. Akyaka’da oturup, Marmaris’te okuyan Poyraz Aksakal, dünya genelinde 7-8. sınıf kategorisinde yarışmaya katılan 10 bin 565 öğrenci arasından dünya birincisi oldu. Poyraz’ın bu kategoride şampiyon olmasına rağmen sekizinci sınıf öğrencilerinden iki yaş daha küçük olması, başarısını daha da anlamlı kılıyor. Sessiz sedasız yaşanan bu şampiyonluğu merak ettik ve hem Poyraz’la hem de ailesiyle konuşmak istedik. Ortaya başarının büyük şehirlerde yakalanabileceğine dair kalıplaşmış düşüncenin aksine bir aile portresi çıktı.

İSTANBUL’DAN AKYAKA’YA

Poyraz, annesi ile birlikte

Boğaziçi Üniversitesi Turizm İşletmeciliği bölümünden mezun olan Ayşe ve ODTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımcılığı mezunu olan Yavuz, evlenirler. İstanbul’da standart hatta “zar zor” bir yaşamları vardır. Ama doğa ve kiteboard aşığıdırlar. Artık İstanbul’da yaşamak istemezler ve 16 yıl önce tası tarağı toplayıp bir Ege kasabasına, Akyaka’ya göçerler. Burada kiteboard okulu kuran Ayşe ve Yavuz, hobilerini işe dönüştürmüşlerdir ve iki kişilik hayatlarında oldukça mutludurlar. Beş yıl hayat böyle gittikten sonra Yavuz’un tabiriyle Poyraz gelip kapıyı çalar; “Hu hu ben de aranıza katılabilir miyim?”

İstanbul’da bir çocuk sahibi olmayı akıllarının ucundan bile geçirmeyen Aksakal çifti, “Bu çocuğu burada yapmayacağız da nerede yapacağız?” der ve Poyraz’ı, kendi seslendikleri şekliyle Poi’yi dünyaya getirmeye karar verirler.

‘ÜÇ YAŞINDA 72 SAYFAYI EZBERLEDİ’

2009 doğumlu olan Poyraz, standart aile düzeninden çok farklı bir ortamda 7/24 ailesiyle birlikte, oldukça sosyal bir ortamda büyür. Biraz zekâsının biraz da ilkokul öğretmeni babaannesinin ve ailesinin yardımıyla çok küçük yaşta okuma, yazma, toplama, çıkarma, çarpma, bölme öğrenir. Hatta daha üç yaşındayken ailesinin kendisine okuduğu 24 sayfadan üç cilt kitabı, yani 72 sayfayı ezberler. Öyle ki kitabın sayfalarının nerede çevrileceğini bile bilmektedir. Yine üç yaşında ilk kiteboard’unu eline alır, dört yaşında kullanmayı öğrenir, atı yaşında artık bir kite’çı olur çıkar. Dünyanın en erken yaşta kitesurf öğrenen insanlarından biridir. Ailesi fiziksel olarak da oğullarının erken geliştiğini görür ve onu bir sene erken okula gönderir. Ancak Poyraz, sınıftaki arkadaşlarının epey ilerisindedir. Öğretmenlerinin önerisiyle sınava girer ve bir sınıf atlayarak ikinci sınıftan itibaren okula başlar. Böylece, akranlarından iki sınıf önde olmanın avantajı, sınıf arkadaşlarının da iki yaş gerisinde olmanın dezavantajıyla hayata başlar.

MATEMATİK ZEKÂSININ KEŞFİ

Poyraz’ın dört yıllık ilkokul eğitimi “normal” geçer. Ta ki Özel Marmaris Çağdaş Bilim Ortaokulu’nda matematik öğretmeni Dr. Duygu Özdemir ile tanışıncaya kadar. Aynı zamanda Caribou (cariboutests.com) Türkiye Koordinatörü olan Duygu, Poyraz’ın matematik zekâsının farkına varır ve kendisiyle özel olarak ilgilenir. Daha önce matematiğe zorla çalışan Poyraz, ailesinin de çok sevdiği Duygu öğretmeni sayesinde daha çok çabalar. Üç yıl Uluslararası Caribou Matematik Yarışması’na girer, çeşitli dereceler elde eder ve dördüncü yılında da Dünya Şampiyonu olmayı başarır.

HEM SOSYAL HEM BAŞARILI

Poyraz, annesi Ayşe ve babası Yavuz ile birlikte

Annesinin “komik, eğlenceli, ağır, kafası çok ilginç çalışan, çok sevecen, duygusal, oldukça tembel ama benim bir tanem” olarak tanımladığı Poyraz’ı babası da şöyle anlatıyor: “Çok güzel, çok iyi bir çocuk. Enerjisi yüksek, akıllı, zeki, pratik zekaya sahip ama bunların karşısında da hareket etmeyi çok sevmeyen, tembellik yapan, sadece sevdiği şeyler için yerinden kalkan bir çocuk. İyi yapabildiği şeyleri çok seviyor, yapamadığı şeyleri sevmiyor, onları yapmak için de uğraşmıyor. Mesela çok iyi kite yapıyor. Dünyanın en genç foil board’çularından biri. Seviyesi çok iyi, dünya standartlarında… Televizyon seyretmeyi çok seviyor ama televizyonda çizgi film gibi şeyler seyretmiyor, sadece belgesel izliyor. Okulda matematik ve fende çok iyi olmasına rağmen onlara çok ilgi göstermiyor. Akranlarından çok çok ötede. Algı, uygulama becerisi, zekâ yüksek… Çok aktif, çok sosyal bir çocuk. Konuşmayı, iletişimi çok seviyor.”

Buraya kadar Poyraz’ı biz anlattık, ailesi anlattı. Şimdi sözü Şampiyon’a bırakıyoruz:

Matematik senin için ne ifade ediyor?

Hayatı ifade ediyor. Her şey sayılardan oluşuyor bence.

Nasıl yani?

Mesela önümde bir kalem var. Bu kalem, size normal bir kalem gibi gözüküyor olabilir. Ama bunun uzunluğu var, hesaplamaları var, yazılabilecek şeyler var, onların hepsinin denklemleri var.

Matematikle vakit geçirmeyi seviyor musun?

Tabii ki de evet.

Peki, en çok matematiğin neyinden hoşlanıyorsun?

Aslında bu sorunun cevabını tam olarak bilmiyorum. Kendimi zorlamayı seviyorum. Herkesin düşündüğü şeylerin dışında şeyler düşünmeyi seviyorum.

Sence matematikte nasıl bu kadar iyi oluyorsun?

Konuları rahatça anlayabiliyorum. Üstüne onları kullanarak yeni yeni şeyler bulabiliyorum. Bunu kullanabilmem iyi olduğu gösteriyor.

Matematikte iyi olduğunu nasıl fark ettin?

Beşinci sınıftan sonra öğretmenim Duygu Özdemir ile tanışınca… Ondan önce de fark etmiştim ama emin değildim. Öğretmenim yeteneğimi açığa çıkardı. Matematiğin nasıl bir dünya olduğunu bana gösterdi. Aslında ilkokulda gayet sıradan bir öğrenciydim.

Poyraz matematikte olduğu kadar kitesurf’te de iddialı.

Okul senin için ne ifade ediyor?

Arkadaş, sosyal ortam, bir şeyler öğrenmek, bir şeyler kazanmak…

Matematik yarışmalarına neden katılıyorsun?

Aklımı dinç tutmak ve eğlenmek için… Bir ödül kazanınca ya da dünya birincisi olunca daha da güzel oluyor.

Kaybedince…

Bir şey olmuyor, eğlenmiş oluyorum.

Boş zamanlarında ne yapıyorsun?

Fantastik kitaplar okuyorum, İngilizce ya da Türkçe fark etmez. Bazen test çözüyorum. Rubik küp çözüyorum, büyük hayranıyımdır. Televizyon izliyorum ama sadece akşamları. Film izlemeyi sevmem, belgesel izliyorum. Basketbol oynuyorum, bisiklete biniyorum. Arkadaşlarımla oturuyor, konuşuyorum. Kite yapıyorum. Bu sporla zihnimi ve bedenimi ferahlatıyorum. Egzersiz iyi geliyor.

Gördüğümüz kadarıyla akıllı telefonun yok.

Evet, yok. Eksikliğini hissetmiyorum.

Akyaka’da yaşayıp, Marmaris’te okuyorsun. Akyaka nasıl bir yer?

Marmaris’i de Akyaka’yı da seviyorum. Evim, spor yaptığım yer, arkadaşlarım Akyaka’da… Güvenilir bir yer, çok kalabalık bir yer değil. O yüzden öyle kötü insanlar çok yok. Genellikle herkes iyi kalpli. Sokak hayvanları da var, hayvanları çok seviyorum. Evde üç kedim var.

İstanbul’da hiç yaşamadın değil mi?  

Her yıl İstanbul’a gidiyoruz ama ben hiç İstanbul’da yaşamadım ve yaşamak isteyeceğimi de sanmıyorum. Bir kere çok kalabalık ve çok kirli bir havası var. Genel bir özgürlük yok. Orada seni bir kalıba sokmaya çalışıyorlar. Nasıl anlatsam… Benim oturduğum yere göre değişik bir yer… Çok tıklım tıklım mı desem… Değişik. Orada oturmayı istemem.

Nasıl bir kalıptan bahsediyorsun?

Bir şeyde iyisindir, bir şeyde kötüsündür, bir yeteneğin vardır, onun üstüne gidersin. Ama Akyaka’da öyle bir şey yok. Akyaka’da ne istersen onu yapabilirsin. Her şey elinin altında zaten. Pek çok yerinde araba kullanmanıza gerek yok. O yüzden o kadar kirli bir yer de değil. Akyaka’da bisikletle yaşayabilirsiniz.

Poyraz, kedileri çok seviyor. Evde üç kedisi var.

Yapmaktan en çok keyif aldığın şey ne?

Büyük ihtimalle kitap okumak. Çoğu anne ve baba çocuğunu kitap okumak için teşvik eder ama benim anne ve babam kitap okumamamı istiyor. Çünkü kitap okumaktan ödevlerimi falan yapmıyorum.

Öğretmenlerin bu duruma ne diyor?

Onlar da okumamamı söylüyorlar. Ben de okumuyorum.

Derste kitap okurken bir yandan diğer şeyleri takip edebiliyor musun?

Evet edebiliyorum. Öyle bir yeteneğim var.

Kitap okurken öğretmenlerinin sorularına cevap verebildiğini, hatta onların hataları bile bulabildiğini duyduk.

Ama bazen çok saran ve güzel bir kitapsa ve 10-15 dakikalık bir zamanda rahatsız edilmediysem transa girebiliyorum. O zaman annem bana seslense bile duymayabiliyorum. Şükür ki derste öyle bir ortam yok. Her zaman sorular soruluyor, cevaplar veriliyor. O yüzden öyle bir transa girme olasılığım kalmıyor.

Bir de kitabı herkesten farklı okuyormuşsun.

Benim kendime özgü bir okuma tekniğim var. Bir sayfaya baktığımda sadece kelimelere göz atarak bütün sayfayı okuyabiliyorum. Mesela üç satır var, ortadaki satırın ortadaki kelimelerine bakarak üç satırı da okuyabiliyorum. Ama bu bazen testlerde kötü olabiliyor. Mesela “yapılmıştır”ı “yapılmamıştır” diye okuyabiliyorum. Aynı tekniği İngilizceye de uyarlayabiliyorum.

İngilizce’de nasıl bu kadar iyi olabiliyorsun?

Anaokulumu ben İngilizce okudum. Yaptığım kite sporunda da bir sürü yabancı var etrafta. Onlarla konuşarak İngilizcemi geliştirebiliyorum. Annem de tercüman, yeni kelimeler öğretiyor. Bazen onunla İngilizce konuşuyoruz.

Hedefin ne, ne istiyorsun?

İyi bir meslek kazanmak. Bu endüstriyel tasarımcılık olabilir veya robotik ve kodlama mühendisliği olabilir. Daha çok matematik ve tasarım gibi bir iş istiyorum. Çünkü onlar benim iyi noktalarım. Şu anki hedefim lise.

Eğitim sence nasıl olmalı?

Eğitimin yazmalı ve soru çözmeli değil, uygulamalı olmasını tercih ederim. Mesela fende bizim konumuz, atıyorum DNA olsun. DNA’yı işleyerek değil, fen laboratuvarda deneyerek yapmayı tercih ederim. Çünkü bir şeyi görürseniz ve yaşarsanız daha akılda kalıcı olduğuna inanıyorum.

Caribou’daki derecen hakkında neler söylemek istersin?

Başka çocukları da Caribou’ya girmeye teşvik ediyorum. “Ben yapamam” demeyin. Öyle derseniz yapamazsınız ama “Yapabilirim” diye sınava girerseniz daha büyük şansınız var. Üstün zekâlı olmasanız bile başarabilirsiniz. Kendinize inanın. Tecrübe kazanmış olursunuz. Benim yarışlarda da böyle. Bir yarışa katılırım, derece alamam ama tecrübe kazanırım. Bir dahaki yarış o tecrübeyi uygulayarak derece kazanırım.

Sen öyle misin?

Açıkçası bilmiyorum.

Annen ve baban nasıl bir aile?

Açıkçası çok sıkı bir anne baba değiller. Tamam, kurallarımız var, mesela televizyon şu saatten önce açılamaz gibi. Ama bunun benim iyiliğim için olduğunu biliyorum. Çünkü o saatten önce ödevlerimi bitirmeli ve testimi çözmeliyim. Onlar da biliyorlar ki, televizyonu erken açarsak ben test ve ödev yapmam, televizyon karşısında otururum. LGS’den önce bu kurallar yoktu, daha çok dışarıdaydım ama inanın bana bu kurallar işe yarıyor. Bir stres var ama bir sene sonra o stresin geçeceğini biliyorum. O yüzden yapabileceğinizin en iyisini yapın, çalışın, sınava girin ve rahatlayın.

Sence kite’ın matematikle bir alakası var mı?

Bence var. Hareket yaparken, zıplayıp inerken, nereye ineceğinizi ve oranın güvenli olup olmadığını hesaplamanız lazım. Kite’ın gücünü, havada kalma sürenizi, zıplamanızın gücünü hesaplamalısınız. Kite yaparken kendimi kesintisiz bir problem çözüyor gibi hissediyorum. Hiçbir zaman sonu yok.

Kite hedeflerinde nerede?

Eğer dünya derecesi alabilirsem, Olimpiyatlar’da falan bir sürü üniversitenin beni alacağını umuyorum.