Korku Virüsten Daha Bulaşıcıdır, Duyarsızlık Virüsten Daha Öldürücüdür!

Ülke ve tüm dünya olarak zorlu bir dönemden geçiyoruz. Pandemiler( salgınlar ) tarih boyunca toplumları ve kültürleri değiştirmiş, şekillendirmiş, savaşlara sebep olmuş ya da sonuçlarını etkilemiş, bunun yanında bilimsel ilerlemeler, ekonomik ve politik sistemlerde yeni düzenlemelere de sebep olmuştur.

Diğer doğal afetlerden farklı olarak pandemilerin seyri biraz daha kontrol edilebilir haldedir. Süreç boyunca tedavi yöntemleri geliştirilir, aşı gibi korunma yöntemleri keşfedilir.

Kendimizin ya da yakınlarımızın hastalanmasından ve ölümünden kaygı duyma böylesi günlerde hepimiz için geçerli duygulardır, ancak unutmamak gerekir ki bir pandemiyi yöneten ve kontrol eden sadece fiziksel tedaviler değil aynı zamanda psikolojik fenomenlerdir. Bugüne kadar yapılmış birçok değerlendirmede pandemilerin insanların davranış biçimleriyle şekillendiği üzerinde durulmuştur.

Davranış biçimlerinden bahsederken neleri kastettiğimiz biraz daha açacak olursak; her insanın strese karşı verdiği tepki farklı olur. Kimi insanlar stres durumlarında inkar mekanizmasını devreye sokar, bu “bana bişey olmaz” düşüncesidir. Öncelikle hepimiz diğer insanların sağlığından da sorumluyuz, bu tarzdaki düşünceler ve yaklaşımlar hem kendimizi hem de çevremizdekileri riske atacaktır, bu nedenle uyarılara ve önlemlere mutlaka uymalıyız.

    İnsanlarda stres döneminde görülen başka bir tepki normalde olması gereken kaygının, korku ve paniğe dönüşmesidir. Böyle kişiler düşünce ve davranışlarını kontrol edemez hale gelirler, bencillik, diğerlerinin ihtiyaçlarını önemsememe, dürtüsel ve saldırgan davranışlar sergilemeye başlayabilirler. Aşırı stoklama bu davranışlara bir örnektir. Marketlerde çılgınca alışveriş yapan insanların korkusu size de kolaylıkla geçebilir. Pandemi dönemlerinde sadece 2 haftalık stoklar yapmanız yeterlidir, bu hem hizmet sağlayıcıları hem de gerçekten ihtiyacı olanları zor duruma düşürmeyecek bir davranış olacaktır. Aynı zamanda böyle belirsizliğin ve kaygının yüksek olduğu dönemlerde yanlış karar verme olasılığı artar. Bu nedenle önemli kararlar almamak aslında en iyi seçenektir. Günler geçtikçe, isolasyon süresi uzadıkça insanlığın birbirine tahammülsüzlüğü giderek artabilir. Özellikle market, sağlık kurumları, eczane gibi çalışanlarının yüksek risk altında bulunduğu ortamlarda, bu kişilerin bizden daha stresli olduğunu bilerek, kendimizi daha iyi kontrol etmeye çalışmalıyız. Toplum olarak daha fazla hoşgörülü, anlayışlı olmalı, örneğin yanlış davranışları olan kişileri gerilimi tırmandırmadan, uygun bir dilde uyarmaya gayret etmeliyiz.

    Kaygının aşırı olması kişide uykusuzluk, yerinde duramama, çarpıntı, nefes darlığı, başdönmesi, bulantı, konsantrasyon güçlüğü gibi belirtilere sebep olabilir. Böyle durumlarda bireysel psikiyatrik yardım alması gerekebilir. 

    Öncesinde OKB ( Takıntı-Zorlantı Bozukluğu), Hipokondriazis ( Hastalık hastalığı ), yaygın anksiyete bozukluğu tanısı olan bireylerin böyle dönemlerde psikolojik durumlarının kötüleşme olasılığı yüksektir. Bu bireylerin de mutlaka doktorlarına başvurmaları önerilmektedir.

    Başka bir önemli nokta “İnfodemi” olarak da adlandırılan “ bilgi(enformasyon) salgınıdır. Bunu genellikle yanlış bilgi alışverişi olarak değerlendiriyoruz. Yeni çağın bir hastalığı olarak ta görebiliriz. Çok fazla kirli bilgi, çok hızlı bir şekilde sosyal medyada yayılıyor. Bunların yarısından fazlası insanları daha büyük kaygılara ve umutsuzluklara sürüklüyor. Bu durum ise salgının yönetilmesini zorlaştırıyor. Sadece hasta ve vefat eden kişilerin rakamlarını açıklamakla birlikte, iyileşen bireylerin sayılarını da vermek iyi bir yöntemdir. Sosyal medyada geçirilen vakti azaltıp, güvenilir kaynakları takip etmek pandemi psikolojisini yönetmekte önemli bir diğer adım olacaktır. 

    Pandemilerde başgösteren bir diğer problem başkalaştırma ve ayrımcılıktır. Örneğin Ebola Salgının’da, hastalık ilk kez Afrika ülkelerinde görüldüğü için siyahi insanlara karşı ciddi bir ayrımcılık görülmüştür. Corona Pandemisi’nde de Asya ırkından olan insanlara karşı bir ayrımcılık olma ihtimali yüksektir. Hatta diğer bir riskli grup olan sağlık çalışanlarına karşı da bu tarz olumsuz davranışların görülmesi ihtimali vardır. İnsanlığa yakışmayan bu tarz davranışları engelleyebilmek için halkı doğru bilgilendirmek önemlidir.

    İnsanları en çok strese sokan durumların içinde “belirsizlik”, “bilinmezlik” durumları önemli yer tutar. İnsanlar hastalıktan korkmakla birlikte, ekonomik olarak ta bir bilinmezlik içinde olabilirler. Burada liderlerin ve yöneticilerin önemli rolleri ortaya çıkar. İnsanlar liderlerinden onlara umut ve kontrol hissi vermesini beklerler. Böyle sıkıntılı dönemlerde liderler ve yöneticilerin dürüst ve şeffaf olması toplumun onlara güvenini arttıracak, panik hissini azaltacaktır.

    Sonuç olarak bu zor zamanlarda kendimizi daha büyük bir bütünün bir parçası olarak görüp, sorumluluk sahibi, yardımsever, kendi kontrol edebilen insanlar olarak davranırsak, sağlık, asayiş, hizmet sektörleri gibi, hastalıkla başka kulvarlarda mücadele eden insanlara da en büyük desteği vermiş oluruz.