Türkiye’nin merakla beklediği konuda son söz kimin

Türkiye’nin  geçtiğimiz günlerde deneme ve sistem kontrollerini yaptığı S-400’lere ilişkin MSB tarafından “ABD’nin teknik anlamda S-400 ve F-35’lerin uyumluluğu konusundaki herhangi bir kaygısını ele almaya hazırız” açıklaması, dost ve müttefik ülkelerden gelen tepkileri dindirmeye yetecek mi? Bunu ancak zaman gösterecektir.

Türkiye’nin hava savunmasına katkı sağlayacak bu ihtiyacın, 1980’li yıllarda İran ve Irak arasında sürdürülen savaşa kadar giden bir süreci kapsadığını düşünürsek, konunun özelinde müttefikleri tarafından yalnızlığa itilmiş olan Türkiye’nin S 400’lere yönelmesi bir mecburiyetten kaynaklanmıştır.

Türkiye’yi S 400’leri alıma zorlayan nedenleri irdelediğimizde;

– Patriot Füze Hava Savunma Sistemine ABD Kongresi tarafından onay verilmediği,

– Yüzeyden Havaya Füze Platformu (SAMP/T) Hava Savunma Sisteminin ortak üretimi anlaşması konusunda Fransa’nın ikna edilemediği,

– Suriye’den olası bir füze saldırısına karşılık NATO üyesi bazı ülkelerin Güney/Güneydoğu illerimize konuşlandırdıkları Patriotları geri çektikleri ayan beyan ortadır.

Hal böyleyken, lobilerin etkisi altında bulunan ABD başta olmak üzere, dost ve müttefik ülkeler ile AB(Avrupa Birliği) ve NATO’nun;

– Ülkemize yönelik tehdit edici söylemlerde bulunması,

– Ülkemizi siyasi, askeri ve ekonomik baskılara maruz bırakması,

– Türkiye’nin kendi tercihleri doğrultusunda bu silahlara yöneldiğini ifade etmesi

haksız ve dayanaksız olduğu kadar da kabul edilemezdir.

Öte yandan, Cumhuriyetçi Başkan Trump’ın S 400’lerin tedarik edilmesini makul karşıladığı dün gibi hafızalarımızdaki tazeliğini korurken, ülkemizin üretim ortağı olduğu F-35 projesinden çıkartılması dahil olmak üzere yaptırımlara gidilmesinin pek de anlaşılır bir tarafı bulunmamaktadır.

Yunanistan’ın çok önceden tedarik ettiği S-300’lerin test ve denemelerini Girit’te yaptığı ve NATO’ya katılan eski Varşova Paktı üyesi Bulgaristan ile Slovakya’nın da bu silahlara sahip olduğu göz önüne alındığında, dost ve müttefiklerince hiç yoktan yere bu kadar fırtına kopartılmasının, Türkiye için sanki gizli bir ajanda oluşturulduğu düşüncesini de hakim kılmaktadır.

Türkiye’nin; Avrasyacılık ekseninden rol kapma düşüncesiyle anılan silahları temin ettiği ve bu silahlarla da NATO’ya tehdit oluşturabileceğini içeren görüşler de tamamen zorlamadan ibarettir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin konuya ilişkin ortaya koymuş olduğu açık, net ve sürekli bilgilendirmenin dost ülkelerce kabul bile görmemesinin, gelecekte yapılacak müşterek bir harekatta Türkiye ile müttefikleri arasında güven bunalımı yaratabileceği de olasılık dâhilinde görülmelidir.

Irak, Suriye ve Kafkasya’daki istikrarsızlıklar ile bilhassa İran’ın hızla geliştirdiği füze kabiliyetini de hesaba katacak olursak, NATO’nun güney kanadının en kilit ülkesi konumunda olan Türkiye’nin aldığı yerinde karar çerçevesinde hava savunmasındaki zafiyet bir nebze de olsa S 400’ler sayesinde giderilmiş olacaktır.

Neticede, F 35’ler pazarlık konusu yapılmayacak şekilde;

– Türkiye kendi toprakları üzerinde egemen ve bağımsız bir devlettir.

– Yurtta barış, dünyada barış anlayışı içerisinde hareket etme gayretindedir.

– Her türlü tehdide karşı ulusal güvenliğini sağlama, hak ve menfaatlerini koruma ve kollama kararlılığındadır.

– NATO içinde yükümlülüklerini her daim yerine getirdiği gibi AB içinde yer alma çabalarını sürdürürken, komşularıyla da dostluk ve işbirliği arayışı içerisindedir.

– Bir savunma silahı olan S 400’ler bölgenin barış iklimine katkı da sağlayabilecektir.

ABD başkanlık seçimlerini Demokrat aday Joe Biden’ın kazanması resmi olmayan sonuçlara göre kesinleşirken, F 35’lerin Türkiye’ye satışına onay verilip/verilmemesi noktasında ABD politikasında bir değişikliğe gidilmediği takdirde akla gelen soru şu:

Kararı veren ABD Başkanları mı, Pentagon mu ya da..?

N. İsmet Hergünşen / E. Dz. Kurmay Albay

Bir cevap yazın