6 Aralık, Pazartesiyi Salıya bağlayan gece 1432. Hicri yılbaşı ve mübarek aylardan Muharrem ayının ilk gecesidir. 7 Aralık salı günü de muharrem ayının ilk günüdür. Âlemlere Rahmet, Hazreti Muhammed (sav) Efendimizin Mekke’den Medine’ye Hicreti; İnsanlık için önem arz etmektedir. 1432 yıl önce gerçekleşmiş bu olay, İslam âlemi tarafından hicri takvim başlangıcı olarak kabul edilmiştir.

Muharrem ayında oruç tutmak da faziletlidir. Bu konuda Hz. Muhammed(sav) şu haberi vermiştir:
“Ramazan’dan sonra oruçların en faziletlisi, Muharrem ayında tutulan oruçtur. Farzlardan sonra en faziletli namaz da gece namazıdır.”
(Hadîs-i şerîf-Et-Tergîb vet-Terhîb)
”Kim arefe günü oruç tutarsa, iki senelik günahına kefaret olur ve kim de, Muharrem ayında bir gün oruç tutarsa, her bir günü için otuz gün sevabı yazılır.” (Hadîs-i şerîf-Taberânî)

Öncelikle şunu kabul etmek lazımdır ki; Müslüman’a yakışır bir “Hicri Yılbaşı” kutlaması yapılmamaktadır. Özelliklede ülkemizde son zamanlarda önemli “Dini ve Milli“ günler hatırlanmak yerine, unutturulmaya çalışılmaktadır.

Önceki yıllarda; Hicri yılbaşlarında, Hicret hakkında milletimize gerekli şuur verilmeye çalışılırdı. Çeşitli etkinlikler düzenlenir, milletimiz de Hicret vesilesiyle; “Muhammedi” bir havaya bürünürdü. Maalesef, “Hicri Yılbaşını” ve bu tip hadiseleri, AB dayatmalarıyla “Allah katında tek din İslam’dır” ayeti hutbelerden çıkarılalı,(!) milletimize hatırlatacak etkinlikler yapılmamaktadır.

Hemen her şeyin adına, gün ya da haftalar tahsis edilirken, Âlemlere Rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed (sav ) Efendimizin adeta yeni bir çağ açan Hicreti, sıradan bir olay gibi geçiştirilmektedir.  Bu kadar mühim bir olay; mutlaka “Hicret Haftası” olarak kutlanmalı, ilgililer de hafta boyunca Hicreti bütün yönleriyle halkımıza anlatmalıdır.

Çünkü sadece Hazreti Muhammed (sav) Efendimizin değil, hemen her Sahabenin Hicreti, ayrı bir mana içermektedir. İnsanlığa mesaj veren yönleri mevcuttur.  

Hicret, kelime olarak bir yerden, başka bir yere göç etmek manasında kullanılmıştır. Ama bu göç, öğle sıradan bir göç değildir.

Bu göç ki; yolunu kaybetmiş insanlığa, yol göstermek için yola çıkılan bir göçtür.
Bu göç ki; cahiliye döneminin en karanlık halini, en aydınlık hale dönüştürmek üzere yola çıkılan bir göçtür.
Bu göç ki; anadan, babadan, yardan, evlattan, yurttan, maldan, mülkten, velhasıl sevdiğin her şeyi bırakıp sadece Allah rızasına ulaşmak için yola çıkılan bir göçtür.

Şimdi kendimize dönüp sormalıyız; Acaba Allah için biz bir şeylerden vaz geçip, Onun rızasına ne kadar Hicret edebiliyoruz?