Bahar Tezcan: Yara almadan ilerlemek ne mümkün ne de anlamlı

Bahar Hanım’la en son İmkansız İlişkilerden Mümkün İlişkilere kitabı üzerine bir röportaj yapmış, hatta Youtube kanalımız için de bir videolu çekim gerçekleştirmiştik. Üzerinden zaman geçti, şimdi ikinci kitabı için buluştuk. Tabii pandemi sebebiyle bir mail buluşması oldu bu. Sorularımı sordum, Bahar Hanım yine samimi ve sıcak yanıtlarıyla karşıladı beni. Bu kez kitabında bir doktorun hikâyesi de var ve evet, o doktor kendisi. “Kurgusal bir karakter yazmak yerine terapist olarak kendimi vakalara yerleştirirken hiç çekincem olmadı” diyor. Yaralarımız, ilişkilerimizde hayatımıza sirayet eden sorunlarımız, her şeyden biraz konuştuk. Bir fincan kahve ile okuyacağınız bir röportaj daha ortaya çıktı özetle.

Keyifli okumalar…

İmkansız İlişkilerden Mümkün İlişkilere röportajı için tıklayınız.

Bahar Tezcan ile video röportajımız için tıklayınız.

İnsanın ruhsal dünyasıyla buluşması çok eşsiz bir deneyim

– Sizi İmkansız İlişkilerden Mümkün İlişkilere adlı kitabınızla tanıdık. Şimdi bizi yine terapi odasının sırlarla dolu dünyasına konuk ediyorsunuz. Heyecanlı bir süreç olsa gerek…

Terapi odalarında terapist ya da hasta, danışan koltuklarından hangisinde oturursanız oturun, olumlu anlamda heyecanlı bir süreç yaşarsınız. Bu konuda kitap okumak da aynen böyledir. İnsanın ruhsal dünyasıyla buluşması çok eşsiz bir deneyim sanırım.

– İlk kitabınızda terapist koltuğunda genellikle kadınlar oturuyordu, bu kez erkekler de var. Hatta bir vakanızda kadim “erkek olma” geleneği altında ezilen erkek karakteri anlatıyorsunuz. Erkekler toplumun onlara yüklediği roller nedeniyle mi ilişkilerde çuvallıyorlar?

Bu tüm sebeplerin yalnızca bir bölümü. Ancak çok etkili. Erkek olmakla ilgili kurallar toplum tarafından belirlendiğinde ve siz buna uymak zorunda hissettiğinizde artık kendi özbenliğinizden uzaklaşmak zorunda kalırsınız. Değerleriniz, doğrularınız, düşünceleriniz hatta nasıl hissedeceğiniz başkaları tarafından dayatıldığında kimliğini kaybetmiş, köksüz, bağsız bir birey gibi hissetmeye başlarsınız. İlişkiler, içinde doyum bulacağınız değil, performans sergileyeceğiniz alanlara dönüşür. Bu neredeyse yirmi dört saat süren bir işte çalışmak gibidir. Uykunuzda bile sizi bırakmaz çünkü. Esaret tam olarak böyle bir şeydir. Özgür hissedemeyen bir birey diğerini de bu esarete çekmeye mahkumdur.

“Hafifletici sebepler” adlı vakanızda hayatının belli dönemlerinde çok kilo alan, obeziteyle mücadele eden belli dönemlerinde ise gayet fit bir görüntüye sahip olan Hazel’in hikâyesini anlatıyorsunuz. Kurduğumuz ilişkileri yemek ile kurduğumuz ilişkiler üzerinden okumak mümkün mü?

Her bireyde değil, ama yaşamsal çıkmazlarını ve duygusal dalgalanmalarını yönetmekte zorlanan ve bu süreçte aşırı yemekten veya çok az yemekten medet uman kişilerde geçerlidir. Yine de azımsanmayacak sayıda birey bu yöntemleri kullanır. Anne ve beslenme ile başlayan hayat, ne zaman çıkmaza girse o döneme gerilenir. Bir nevi doyum sağlama aracı olarak aşırı yeme veya yemeklere sığınma devreye girer. Savunma mekanizması da denebilir. Ruhsal açlık, bedensel açlık ile karışır.

– Aynı vakada karakterin çocukluğunda bir istismar öyküsü olduğunu öğreniyoruz. Gazetelerin üçüncü sayfalarında sıklıkla karşımıza çıkan, toplumun kanayan yarası olan bu durum için biz yetişkinler nasıl önlem alabiliriz? Geçmişte yaşanan bu travmaların izlerini silmek yetişkinlikte mümkün mü?

Çocuklarını korumak, özellikle de cinsel istismardan korumak, bir ebeveynin en büyük borcu ve sorumluluğudur. Çocuğun etrafında olan kimseleri çok doğru belirlemeli ve çocuğa yabancı veya tanıdık, hatta aileden bireylerle nasıl temas kurması gerektiğini anlatmalı, gerekirse bu konuda çocuk psikiyatristlerinden danışma almalı. Geçmişte yaşanan travmalar üzerinde çalışmak ve iyileştirmek üzerine inşa edilmiş psikoterapi ekolleri elbette var. Buna “travma izi silmek” demiyoruz, çünkü geçmiş anılar silinen değil anlamlandırılan, hesaplaşılan, yeniden adlandırılan, duygusu yönetilen süreçlerdir. İyileşme yolculuğu böyle mümkün olabilir.

Bu kitabımda yaralardan öğrenmek meselesine çok fazla yer verdim

– Yarasız, travmasız bir gelecek yaratmak mümkün mü sizce?

Yara almadan ilerlemek ne mümkün ne de anlamlı. Canlıların olduğu her yerde yaralanmalar, acılar, çaresizlikler ve dolayısıyla travmalar olacaktır. Bunu olumsuz ve umutsuz bir söylem olarak görmeyin isterim. Çünkü insan yaşadığı sıradan veya olumlu deneyimlere değil, acılara, korkulara, kaygılara dikkat kesilen bir canlı. Dolayısıyla öğrenmesi de buralardan çıkardığı anlamlardan oluyor. Dikkat ederseniz geride bıraktığımız anılardan çoğu kez mutluluk içerenleri hatırlarız, ama şimdi ve gelecekte olanlarda olumsuz ve mutsuz olanları yakalarız. Bu tesadüf değil. İnsan zihni ve ruhu bizi yaşama böyle hazırlıyor. Yara bu anlamda yadsınacak değil, kapsanacak bir meseledir. Bu kitabımda yaralardan öğrenmek meselesine çok fazla yer verdim.

– Kitabınızda bir vakada evli bir çift sanat terapisi ile iletişim kurabiliyorlar. Bu metaforu gündelik hayata adapte etmek mümkün mü? Siz terapilerinizde bu yönteme başvuruyor musunuz?

Aslında metafor olarak kullanmadım sanat terapisini. Bu yöntem ana akım terapilere yardımcı bir ekol olarak geliştirilmiştir ve uygun vakalarda başarılı sonuçlar vermektedir. Çünkü sanat doğası itibarıyla en etkili ve dolaysız dışavurum yollarından biridir. Bilinçdışı içeriği en kestirme yoldan size ulaştırandır. Farkında bile olmadığınız tüm yönlerinizi eserlerinizde görebilirsiniz.

– Bir vakanızda evlenmek üzere olduğu kadınla artık sevişmekten imtina eden bir adamı anlatıyorsunuz. Ona çok değer verdiği için cinsel ilişkiyi tercih etmiyor, buna literatürde Madonna Fahişe Sendromu deniyor. Bunu biraz daha açabilir misiniz? Bu sık görülen bir durum mu?

Maalesef sık, evet. Resmi olmayan bir dilde böyle tanımladığımız durum kısaca sevdiği kadınla sevişemeyen, seviştiği kadını sevemeyen erkekler için kullanılıyor. Bu durum geleneksel ve tabusal öğretilerin sunduğu anne ve kutsal kadın profiliyle cinselliği bağdaştıramayan hatta ayıp, yasak, günah olarak tanımlayan bir kültürün ürünüdür. Bilirsiniz toplumumuzda eğlenilecek ve evlenilecek kadın diye tanımlama vardır. Bu düşünceleri yayanlar kendi hayatlarına da dinamit döşüyordu, farkına varamadılar. Bir kadınla sağlıklı duygu ve cinsel bağlar kuramıyorsa buradan yaralanma ihtimali çok yüksektir.

Kurgusal bir karakter yazmak yerine terapist olarak kendimi vakalara yerleştirirken hiç çekincem olmadı

– Terapi koltuğunda bu kez bir yenilik olarak, doktorun da hikâyesine tanık oluyoruz. Bu vakaya doktoru dahil ederken çekinceleriniz oldu mu?

O doktor benim, evet. Kurgusal bir karakter yazmak yerine terapist olarak kendimi vakalara yerleştirirken hiç çekincem olmadı. Tam aksine bunun anlatmak istediğim hikâyelere hizmet edeceğine inandığım için böyle bir yöntem uyguladım. Vermek istediğim mesajlardan biri de şuydu: Tüm insanlık hikâyeleri ve acıları hepimize dairdir. Hakkında konuşmak, anlatmak ne çekinilecek ne de utanılacak durumlardır. Bu bazen bir terapi odasında gerçekleşir bazen yazılarınızda sözcüklerinizde yer bulur. Asıl mesele bunlarla ne yapacağımızdır yani yaşadıklarımızı sırtlanıp, bunlardan öğrenip, yola devam edip olgunlaşmayı mı seçeceğiz, yoksa bir mağdur rolünde kalıp kendimizden bile gizlenerek mi yaşayacağız. Ben hep ilkini seçtim. Tavsiyem de budur.

– Sizin okura mutlaka ulaşmasını istediğiniz vaka hangisi?

Hepsi ulaşsın. Her birinin hikâyesi, söylemek istedikleri öyle farklı ki… Her birinde insanın farklı bir yaşamsal çıkmazını ele aldım. Kim hangisinden mustaripse ona yakın hissedecektir. Ya da bazen sizin yaşadığınız bambaşka soruların cevaplarına buradaki karakterlerin yolculuklarında rastlarsınız. Hepsi bir yapbozun ayrı ayrı kıymetli parçaları bence.

Damla Karakuş: Teşekkür ederim.

Bahar Tezcan: Teşekkür ederim.

*

Damla Karakuş

kadinvekadin.net

Instagram: biyografivekitap