İrfan Özata ile keyifli sohbet; “Müziksiz hayat hatadır!”

İrfan Özata ile keyifli sohbet; “Müziksiz hayat hatadır!”

Son zamanların, en iyi çıkış yapan müzisyen ve şarkıcılarından biri… Sevgili İrfan Özata ile geçtiğimiz hafta Sony Müzik’te buluşup, siz sevenleri için hayatını, hedeflerini ve gelecek ile ilgili beklentilerini uzun uzun konuştuk. Annemin yoğun bakımda olması sebebi ile yayına geç giren bu keyifli sohbet için, hem kendisinden hem de sizlerden özür diliyor, hem de keyifli okumalar diliyorum.
Öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz?
Merhabalar, çok küçük yaşlardan beri müzik ile uğraşıyorum. Memur bir ailenin çocuğuyum. Annemin ve babamın memurluğu sebebiyle bir çok yer gezdik. Hatta o kadar çok gezdik ki, her sene başka bir yerde eğitimime devam ettim. Birçok il gezdik. Dolayısıyla birçok insanla tanıştım ve insanları biraz biraz çözmeye başladım ve ona göre şarkılar yapmaya başladım. Müzik serüvenim de bu şekilde başladı.
Müziğe başlama hikayenizi sorsam?
Aslında evde tek başıma şarkı söyleyerek başladım. Daha sonra babamın, “Sen şarkıcılıktan çok, müzisyenlik yapmalısın.” demesiyle güzel sanatlar fakültesinin sınavlarına girdim, kazandım. 4 sene eğitimimi tamamladıktan sonra 5 sene de Uludağ Üniversitesi Müzik Öğretmenliği bölümünü bitirdim. Okuldayken, özel dersler verdim ama bireysel olarak bir öğretmenlik yapmadım.
“Hayat Okulu” albümünü sormak istiyorum. Her albümün bir çıkış hikayesi vardır, bu albümün de bir çıkış hikayesi var mı?
Bizim hikayemiz biraz zor bir hikaye aslında. Dedim ya, çok yer gezdik. Bursa’da okumaya başladım ve her gece çaldım. Okuldan geliyordum, kıyafetlerimi değiştirip, yemek yiyip, diğer güne kadar çalmaya gidiyordum. Birçok yerde çaldıktan sonra, “Artık benim İstanbul’a gitmem gerekiyor!” dedim. İstanbul’a geldim ve Taksim’de birçok yerde çalmaya başladım. Sonra ismim duyuldu ve telefonum sürekli çalmaya başladı. Herkes çalmam için istekte bulunmaya başladı. Bu olay, bir süre sonra sanatçılarımızın kulağına gitmiş. “Kutsi, Yeni Türkü, Sezen Aksu, Fettah Can…” ve sayamadığım birçok insan. Birçok albüm için çaldım, birçok insanla birlikte çaldım yıllarca. Normalde biliyorsunuz yan flüt, davul, saksafon, biraz klavye çalıyorum. Tabi mevzu artık şarkı söylemek, çünkü enstrümanistliği yaptım. Birçok insana çaldım ama şarkı söyleme isteği ve o insanlara çalarken, “Hadi İrfan! Bir şarkı söyle!” dediklerinde herkes tarafından çok beğenilen, çok alkışlanan ve “Abi! Senin albüm yapman gerek.” denilen bir adam oldum. Zaten herkesin içinde vardır bu heves ama herkes bunu dile getirdiğinde, benim bir şeyler yapmam gerek diye düşündüm. Malum, Türkiye’yi, İstanbul’u biliyorsunuz. Bir şeyler başarabilmek, albüm yapabilmek gerçekten çok zor. Ve kendi başıma, “Bunu nasıl yapabilirim acaba?” diye düşünürken, albümü de dinlerken görürsünüz zaten. Yüz tane müzisyen var içerisinde. Ama bir adam var ki içerisinde… “Gökhan Şahin” Bu adam bana çok yardım etti. Söz yazarıdır kendisi. Çok büyük abilik yaptı kendisi ve bana şunu söyledi; “Seni çok seven insanlar, müzisyenler var. Sen bu adamlardan gidip, bir seferlik yardım isteyebilirsin.” dedi. Yüzü aşkın insanı topladım ve onlara; “Ben bir albüm yapacağım, ama bir müzisyen olarak bu kadar param yok. Siz ne kazanıyorsanız, ben de onu kazanıyorum müzisyenlikten.” dedim. Tabi dediler. Yardımlarını esirgemediler ve 3.5 senelik bir çalışma ardından bu albüm çıkmış oldu. Tam albüm çıkmaya yakın, menajerim, kız kardeşim Neslihan Özata, “Abi, hadi Gökhan Şahin ile Beşiktaş’ta simit yiyelim, sohbet edelim.” dedi ve “Single çıkarım, İrfan Özata tutuyor mu? tutmuyor mu? bakalım.” dediler, kandırdılar beni. Gezi Parkı olaylarının yaşandığı dönem, yanlış bir fotoğrafla gündeme geldim. İnsanlar şarkılarımı dinliyor, beni tanımıyor. Hatta geçtiğimiz gün Üç Adam’a katıldım. İnsanların tepkisi, “Kim yahu bu adam?” oldu. Ama şarkıyı söylemeye başlayınca, “Huuu! Bu o adam!” dediler. Beni televizyonda ve medya da çok göremezsiniz çünkü öyle bir adam değilim. Her programa çıkıp, “Huu! Naber abi?” diye reklam yapmayı ben de bilirim ama öyle bir adam değilim. Bunun yerine, evden çıkmaksızın müzik yapıp, yaptığım iş ile anılmayı tercih ediyorum. Ve şunu da belirtmeliyim ki, şu an anıldığım konum gerçekten çok güzel.


Bildiğim kadarı ile yan flüt çalıyor ve bunu kendi şarkılarınızda da kullanıyorsunuz.
Tabi, kullanıyoruz.
Hatta, dünyaca ünlü müzisyenlerle birlikte de çalmışsınız?
Evet, çok albüme çalıyorum ve yurtdışından müzisyenler geldiği zaman da onlarla beraber çalıyorum.
Peki, başka çaldığınız bir enstrüman veya enstrümanlar var mı?
Valla normalde yan flüt, saksafon, ney, klarnet çalıyorum. Ama daha sonrasında davul, bağlama, gitar da çalıyorum.
(Gülerek…) Bu kadar çok müzik aletini çalmak, büyük yetenek istiyordur?
Evet, başta yetenek ama sonrasında da çalışmak gerekiyor.
Peki, gününüzün ne kadar kısmını müziğe çalışmaya ayırıyorsunuz?
Beş saat.
(Şaşırarak…) Her gün 5 saat mi?
Evet, tabi her gün beş saat çalışamıyorum ama çalıştığım zaman 5-6 saati buluyor. On saati bulduğu, hatta sabahladığımız ve uyumadığımız günleri de biliyorum.
Peki, sıradan bir gününüz nasıl geçiyor?
Şöyle anlatayım; sabaha karşı yatıyorum. Öğlen kalkıyorum, stüdyoya çıkıyorum. Başlıyorum çalışmaya… Akşam olduğunda ise birkaç arkadaşım ile beraber playstation oynuyoruz. Fifa oynuyoruz, (Gülerek…) oynuyorsanız, oynarız…
Fifa demişken, hobilerinizi sorsam?
İşte, o hobiler arasında Fifa var. Başka enstrümanları çalmak var, başka da hiçbir şey yok.
Peki, fobileriniz?
Var, yükseklik korkum var.
Hayatınızda müziğin olmadığı bir gün nasıl geçiyor?
Hiç öyle bir günüm olmadı. Hani, bugün çalışmayayım diyorum, ama bu sefer de sürekli kulaklıkla yaşıyorum. Sürekli müzik dinliyorum. “Acaba dünyada yeni müzikler çıkmış mı?” diye sürekli takip ediyorum. Hatta yolda arkadaşlarım gördüğünde ve seslendiğinde duymuyorum. Bu durumdan bir hayli şikayetçiler.
Siz ne tarz müzikler dinliyorsunuz?
Aslında bir tarzım yok. Zaten müzisyen bir adam sadece bir tarzı sevemez, eğer severse müzik yapamaz. Her şeyi dinlemek zorunda. Çünkü müzik tarzlarının çoğu birbiri ile bağlantılı. Her tarzın kulağında olması gerekiyor. Ben yeni müzikler çıktıkça yasal yollarla indirmeye ve dinlemeye çalışıyorum.
İndirme demişken sormak istiyorum; ülkemizde müzik indirmelerinin büyük bir kısmı yasal olmayan yollardan gerçekleşiyor. Yasal olarak indiren çok az değil mi?
Evet çok az.
Peki, bu sizi ve müzik hayatınızı etkiliyor mu?
Az önce de söylediğim gibi 3.5 sene sürdü bu albümü çıkarmam. Hala daha müziğin cefasını çekiyorum, sefasını süremedim. Çok zaman harcıyoruz, paralar, arkadaşlıklarımızı, dostluklarımızı harcıyoruz bunlar için. Dışarıdan bir adam beğendiği bir şarkıyı yasal olmayarak indirip, dinliyor. Bu ne benim için kâr, ne onun için… Aslında olan, sadece Türkiye için zarar.
Yasal yollar ile müzik indirmek için kullandığınız dijital platformları sorabilir miyim?
Tabi. Bak şimdi mesela, iTunes var, Spotify var, Deezer var… Bu dijital mecralar aracılığı ile şarkıları ücretini ödeyerek yasal olarak indirebiliyoruz. Ben hepsini kullanıyorum fakat iTunes’i daha fazla kullanıyorum diyebilirim. Çünkü Spotify, Deezer ve diğer dijital mecralar, ülkemiz için tam oturmuş bir durumda değil. Aradığınız şarkıları bulamayabiliyorsunuz.

İsterseniz, biraz da edebiyat ile devam edelim. Kitaplarla aranız nasıl?
Aslında çok kitap alıyorum ama çok okumuyorum. Evime gelip baksan, “Abi ne güzel kitapların var!” dersin ama yalan söylemeyeyim, alıyorum ama 20 sayfa okuyup, bırakıyorum.
(Şaşırarak.) Zaman bulamadığınızdan mı peki?
Yok ya. Aslında bakarsan, ben hep odalarda tek başına flüt, saksafon çalışan bir adam oldum. Yani normalde o işi yapmayıp da başka bir iş yapsaydım, kitabı açıp okuyabilirdim. Ama hep öbür adam olduğum için, kitaplara ilgim az.
Peki, filmlerle aranız nasıl?
Çok seviyorum, çok izliyorum ama isimlerini hatırlamıyorum.
Kategori olarak?
Fantastik kategorisindeki filmleri seviyorum.
Sporla aranız nasıl?
Spora yazıldım ama… (Gülerek.) 2-3 günde bir yapmaya çalışıyorum.
(Gülüyoruz.) O zaman, mutfağı da sorayım. Mutfakla aranız nasıl?
Mutfakla aram çok iyi.
Yiyen taraf olarak mı? Yoksa yapan taraf olarak mı aranız iyi?
Yapıcıyım. Baya güzel yemekler yapıyorum.
Mesela?
Mesela, fırında tavuk yapıyorum, pilavın her çeşidini yapabiliyorum, etli patates yemeği, çok değişik makarnalar, yumurtalar yapabiliyorum.
Peki, yemek ayırt ettiğiniz oluyor mu?
Eskiden ayırt ediyordum ama liseden sonra her şeyi yemeye başladım.
Bir hayat felsefeniz var mı?
Müziksiz bir hayat hatadır!
Peki, bir gün müziği hayatınızdan tamamen çıkarmak zorunda kalsanız?
Çırılçıplak kalırım herhalde. Şuan hayalini bile kuramıyorum. Ama insanların başına gelebiliyor. Mesela, İbrahim Tatlıses.
Her an her şey olabiliyor maalesef.
Evet, hayat bu. Belki şuradan çıkarken bile kalp krizi geçirip ölebiliriz. Onunda bilinci altındayım, her şey olabilir. Bir gün hayatımdan müziği alacak olursanız, böyle boş boş duvarlara bakarım.
Müzisyen olmasaydınız, yapmak istediğiniz bir meslek var mıydı?
Aşçı olmak isterdim…
Gelecekle ilgili planlarınızı sorsam?
Bu hep soruluyor. Gelecekle ilgili plan yapmıyorum ama yeni besteler, yeni şarkılar yapıyorum. Şarkılarımın insanlar tarafından daha çok beğenilmesini ve saygı gösterilmesini istiyorum. Çünkü gerçekten emek harcanarak ve zor işler yaptığımıza inanıyorum. Bir süre sonra bunun da karşılığını alırız diye düşünüyorum.
Sosyal medya cephesini de sormak istiyorum. Sosyal medya ile aranız nasıl?
Twitter’ı hiç sevmedim. (Gülerek…) Facebook’u sevmiştim ama ayrıldık. Ama bu son zamanlarda İnstagram favorim. Baya aktif kullanıyorum İnstagram’ı.
Peki, sosyal medya aracılığı ile hiç kötü yorum aldınız mı?
Kötü yorum… Çok görmedim aslında. Şimdi ise yorumlar çok güzel. Mesela, “Abi, 40. kez dinliyorum ve arkadaki enstrümanlar ne kadar güzelmiş. Her defasında yeniden dinlemek istiyorum.” diyorlar. Sezonluk değil, kalıcı şarkılar yapmak istiyoruz. 90’lar modası vardır ya… İşte, nasıl aklınıza estiğinde, “Geri Dön, Ne Olur Geri Dön” şarkısını açıp dinliyorsanız, ben de şarkılarımın o tarz da olmasını istiyorum.

Siz de her yaptığını yazanlardan mısınız? Yada bu konuya genel olarak yorumunuzu almak istesem?
Değilim ve karşıyım. Twitter’ı o yüzden sevmiyorum mesela. Bunu instagram’a da taşıdılar. Yapmacık geliyor bana. Bende bir şey paylaşacak iken, on saat düşünüyorum. “Bunu paylaşsam insan gülerler mi?” “Şu sözcüğü yazsam acaba yanlış anlaşılır mıyım?” diye düşünüyorum. Her yaptığını paylaşanlar yüzünden karşı tarafın yüzü aşınıyor galiba biraz. Sürekli paylaşırsanız, sıkılıyor insanlar. Biz, Gökhan Şahin ile bir tipleme yapıyorduk ve sonunu hep, “Lilililili…” diye bitiriyorduk. Çok da seviyordu insanlar ama bir süre sonra ben kendimden uzaklaştım. Ne zaman açsam, kafası ve burnu kocaman olan bir tipleme görüyordum ve “Bu ben değilim!” dedim. Artık daha nadir yapıyoruz.
Benim de günlerdir dilimden düşmeyen bir şarkı var ki… “Hasret Türküsü” Bu şarkının bir sihri var mı sizce?
Bence var. Bazı şarkıların tam kareyi oluşturması gerekiyor herkesin dinlemesi için. Bu, o şarkılardan biri. Sözleriyle ve bestesiyle. Bursa’da beraber çalıştığım Umut Ahmet Beceren isimli arkadaşım, askerde nöbet beklerken, sevdiği kıza yazıyor bu şarkıyı. Sevdiği insanla da gelince evleniyorlar, şimdi de çocukları var. Şarkıyı bana dinlettiğinde, “Bunu İstanbul’a gidince çıkaracağım!” demiştim. (Gülerek.) O zamanlar bana inanmamış ama… Onun hayatına göre de bir klip çektik. O da şaşırdı. Sihiri bence burada, şarkı gerçek…
Son olarak, neler söylemek istersiniz sevenlerinize?
Çok güzel besteler yaptık Yazgın Kaçak ve Gökhan Şahin ile. O şarkıları en kısa zamanda insanlara ulaştırıp, kulaklarının pasını sileceğiz inşallah.
Bu fırsatını sunduğunuz için çok teşekkür ederim.
Ben teşekkür ederim.

Saygı ve Sevgiyle.
Fırat Özdemir